10 Aralık Pazartesi 2018
Ana Sayfa / Tarih / Dünyayı yöneten aile: Rothschild Ailesi

Dünyayı yöneten aile: Rothschild Ailesi

 

Hitler, dünya tarihindeki gelmiş geçmiş en faşist ve psikopat lider
olarak bilinir. Çoğu kişi Hitler’i şizofrenin eşiğinde olan, fanatik
Alman milliyetçisi psikopat bir lider olarak tanır, ancak gerçekte hiç
kimse Hitler hakkında bildiklerinin kendilerine anlatılan resmi tarih
senaryosundan başka bir şey olmadığını bilmez. Hitler, hakkında en çok
komplo teorisi uydurulan tarihi liderlerden (kuklalardan) birisidir.
ABD’de sivri çıkışları ve dürüst kişiliği ile tanınan Texas
Üniversitesi tarih profesörlerinden Texe Marrs‘ın 2007 Mayıs’ında
çıkan kitabının adı Bilinen Tarihin Bilinmeyen Yanları.

Kitapta

1- Dünyayı yöneten Yahudi ailesi: Rotschild
2- Osmanlı devletinin planlı olarak nasıl dağıtıldığı
3- Arap birliğinin nasıl parçalara ayrıldığı
4- 1.Dünya Savaşı
 5- Kukla Diktatör Hitler
6- 2.Dünya Savaşı
7- İsrail devletinin kuruluşu
8- Kennedy Suikastı
9- MOSSAD suikastları
10- 11 Eylül saldırıları olmak üzere 10 bölüm yer alıyor.

Bu bölümlerde yazarın savunduğu iddialar, kanıtlarla net bir biçimde
ortaya koyuluyor. Öncelikle son yıllarda Türkiye’de ortaya çıkan
Hitler hayranlığına ve “Türk Nasyonal Sosyalizmi” gibi kavramlara bir
cevap olarak Hitler’in tarihi kimliğinin ardında yatan karanlık
bağlantıları ana hatlarıyla sizlere aktarmaya çalışacağım.

DÜNYAYI YÖNETEN AİLE: ROTSCHILD AİLESİ
Çoğu kişi Rotschild ailesinin adını bile bilmez. Bu ailenin adı, ne
Forbes dergisinin düzenlediği ”Yılın Zenginleri” bölümünde yer alır,
ne de dünya jet-sosyetesinin partilerinde geçer. Ancak birçok ülkenin
diplomatı bu ailenin adını duydukları zaman beş dakika durmak
zorundadır. Çünkü bu aile dünya tarihi sahnesinde 1590 yılından beri
vardır ve dünya, bu Yahudi ailesinin çok gizli faaliyetleri neticesinde
bugünkü şeklini almıştır. Çoğu kişi dünyada hiçbir ailenin böylesine bir gücü
elinde tutabileceğine inanamaz. Çünkü bir ailenin böylesine siyasi ve
ekonomik bir gücü nasıl elde ettiğini bilmiyordur.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki aile derken üç-beş kişilik çekirdek
bir aileden bahsetmiyorum. Rotschild ailesinin bugün 1000-1500 civarında
ferdi olduğu bilinmektedir. Bu ailefertlerinin her biri, dünyanın gelişmiş,
ya da gelişecek olan ülkelerinde, çok derin faaliyetler sürdürmek üzere
dağılmışlardır. Dünyada olan her siyasi ve ekonomik gelişmeyi, İsrail devletinin
çıkarlarına uygun düşecek şekilde düzenlemek en kutsal görevleridir.
Ailenin geçmişi 16.yüzyıla dayanıyor. Aile İngiliz Kraliyet Saraylarında
kralın yaverliğini yapan bir aile olarak ortaya çıkıyor önceleri.
Kralın izlemesi gereken siyaseti ve dış politika stratejilerini bu aile belirliyor.

Sadece bununla da yetinmeyip kraliyet saraylarındaki tüm ihaleleri
kazanarak bu ihaleleri başarıyla sonuçlandırıp,
hatırı sayılır bir servetin de sahibi oluyorlar.
İngiliz saraylarındaki kariyerleri sayesinde kolayca kazandıkları
astronomik paralarla tarihin ilk bankacılık faaliyetini gerçekleştirip,
İngiliz çiftçilerine de astronomik faizlerle tarım kredisi vermeye başlıyorlar
ve 50 sene geçmeden neredeyse İngiltere devletinden daha zengin
bir hale geliyorlar.

Faaliyet alanını iyice geliştirip derinleştiren Rotschild ailesi
Avrupa’daki tüm imparatorlukların saraylarında söz sahibi oldu.
Sadece İngiltere’de değil, Avrupa’nın dört bir yanında tarımla uğraşan
insanlara yüksek faizle kredi vererek, altın ve gümüş komisyonculuğu
yaparak servetlerini iyice büyütüyorlar. Ekonomik gücü, aklın ve mantığın
sınırlarını zorlamaya başlayan Rotschild ailesi, daha da karanlık ve karlı
bir işe girişiyor. İşin adı “Savaşa giren devletlere faizle borç vermek
Bunun ilk icraatını İngiltere-Fransa savaşında gerçekleştiriyorlar.
İngiltere’ye savaşa girmesi için faizli borç olarak 35 ton altın veriyorlar.
İngiltere, Fransa karşısında yeniliyor ve Rotschild ailesine olan borcunu
ödeyemiyor. Borcun oluşturduğu mükellefiyetten dolayı,
İngiliz Merkez Bankası yani Bank of England Rotschild ailesine devrediliyor.
Rotschıld ailesi İngiliz devletinin bu devretme işlemini bir şartla kabul ediyor:
İngiliz sterlinini kendilerinin basması şartı.

İngiliz hükümeti bu şartı o dönemde kabul etmek zorunda kalıyor
ve İngiliz sterlinini basma yetkisi bu Yahudi ailesine veriliyor.
Görünüşte ekonomi hakkında pek bilgisi olmayan arkadaşlar için bu durum
pek bir şey ifade etmeyebilir. Para basma yetkisini başka bir kuruluşa
ya da şirkete vermek demek aynı zamanda ülkenin bağımsızlığını da
bu kuruluşa satmak demektir. Çünkü bir ülkenin bankası o ülkenin parasını
basarken bastığı para karşılığında o ülkenin hazinesine değerli maden
koymak zorundadır. Örneğin Türkiye Merkez Bankası, devlet matbaasında
20 YTL basıyorsa eğer, devlet hazinesine de 20 YTL değerindeki altını,
elması ya da petrolü koymak zorundadır.
Aksi halde basılan para, kağıt parçasından başka bir şey olmaz.

İşte Rotschild ailesinin de yaptığı şey budur. İngiliz sterlinini basarak

İngiliz hükümetine faizle borç olarak vermiş ve karşılığında altın ve elmas
almıştır. Bu şekilde bir yılda 12 ton altın kar ettiği
ekonomi tarihçileri tarafından söylenir.

 

Rotschild ailesinin en büyük girişimi ise İngiltere ile Amerika’daki kolonilerin
savaşı olmuştur. Savaş sırasında Rotschild ailesi çok gizli bir biçimde
Amerikan kolonilerini desteklemiştir. Amerika’nın İngiltere’ye karşı direnişini
yöneten kişilere yüklü miktarda silah yardımı yapılmış, İngiltere’nin
bu savaşta yenilmesinin sağlanacağı garanti edilmiş ve karşılığında,
kurulacak olan Amerika devletinin resmi para birimini basma yetkisi

istenmiştir.

İngiltere ile savaş konusunda çok umutsuz olan başkan Washington ve ekibi

bu teklifi hiç düşünmeden kabul etmiştir.
Aile böylece günümüzde tüm dünyada çok popüler olan Amerikan
dolarını basma yetkisi
ni elde etmiştir.
Savaşı Amerikan kolonileri kazanmış ve İngiltere Amerika’dan elini ayağını
çekmek zorunda kalmıştır. Savaştan yenik çıkan İngiltere bu sefer
Amerika’ya yardım ettiği için Fransa’ya saldırmıştır. İngiltere, bu savaşa
Rotschild ailesinin kendilerine finansal destekte bulunacağına güvenerek
girdiyse de Rotschild ailesinden umdukları desteği bulamamışlardır.
Rotschild ailesi el altından Fransa’yı destekleyerek Amerikan kolonilerinin
bağımsızlığını garantilemek istemiştir.
Bir taraftan da İngiliz borsası üzerinde spekülasyona girişmiştir.
İngiltere-Fransa savaşı sırasında borsada müthiş bir hareketlenme olmuş
ve borsada oynayan halk, savaşı kazanacaklarını düşünerek girişimlerini
arttırmışlardır. Bunu fırsat bilen Rotschild ailesi ”İngilizlerin savaşı kazandığı”
iddiasını ortaya atarak İngiliz halkının her şeyini borsaya koymasını sağlamıştır.
Ancak, generaller ve ordudan geriye kalanlar yurda döndüğünde,
İngiltere’nin savaşta kaybettiği ortaya çıkmıştır.
Borsa anormal derecede yükselmiş ve böylece kağıtları elinde tutan Rotschild
ailesi bu ticaretten en karlı çıkan isim olmuştur.
İngiliz tarihçilerin ”Kara eylül” diye nitelendirdiği bu olay
ile Rotschild ailesi adeta İngiltere devletinin mülkiyetini ele geçirmiştir.
İyice gelişen Rotschild ailesi, Kenan diyarında Tanrı’nın kendilerine vaad ettiği
kutsal İsrail devletini kurmak için hazırlığa başlamıştır.
Osmanlı Devleti’nin parçalanması için gerekli olan her şeyi yapmışlardır.
Osmanlı devletine komşu olan ülkeleri finanse ederek Osmanlı’ya karşı
savaşmaları için kışkırtmışlardır. Böylelikle sudan bahanelerle
Osmanlıya saldıran Rusya, Avusturya ve diğer komşu devletler,
Osmanlıyı askeri ve ekonomik güç olarak iyice yıpratarak azınlık unsurların
ayaklanmasını sağlamışlardır. Osmanlı devleti nereye koşacağını şaşırmış
ve neticede isyan eden azınlıkların ayrı devletler kurmasına engel olamamıştır.
Osmanlının en çok dış borcu Rotschıld ailesinin sahibi olduğu
Bank Of England bankasınadır.

Osmanlı Devleti, Rotschıld ailesine olan borcunu ödeyecek durumda
olmadığından Rotschıld ailesi bunu fırsat bilmiş, Osmanlıya iğrenç bir teklifte
bulunmuştur. Sultan 2. Abdülhamit ile görüşen Lord Baron Rotschıld
“Kudüs şehrinin, Filistin’in, Suriye’nin ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin,
yeni kurulacak olan Yahudi devletine verilmesi karşılığında,
Osmanlı devletinin tüm dış borcunu silme ve Balkanlar’da, Afrika’da
kaybettikleri toprakları geri verme” teklifinde bulunmuş,
ancak Abdülhamit teklifi şiddetle reddetmiştir.

Abdülhamit, dinen böyle bir tutum sergileyerek büyük bir sevaba girmişse de
Osmanlı devletinin yıkılma sürecini hızlandırmıştır. Daha sonraları Enver Paşa,
Abdülhamit’in bu tutumunu tarihi bir hata olarak değerlendirmiştir.
Enver Paşa’ya göre Kudüs şehri ve Kenan diyarı Yahudilere geçici olarak
verilmeli ve Osmanlı tekrar eski gücüne kavuştuktan sonra bu topraklar
geri alınmalıydı. Atatürk’e göre ise

Osmanlı devleti böyle bir şey yapsaydı bile yıkılmaktan kurtulamazdı çünkü
Osmanlı üzerine korkunç oyunlar oynanıyordu. Özetleyerek anlattığım bu
süreçten sonra Rotschıld ailesi bütün gücüyle 1.Dünya savaşının çıkmasını
tezgahlamıştır. Rotshıld ailesinin hesaplarına göre
1. Dünya savaşı ve Arabistanlı Lawrence’in faaliyetleri Arapların birçok

parçaya bölünmesi ve İsrail devletinin kurulması için yeterliydi.
Savaş gerçekleşmiş, Almanların önderliğindeki İttifak devletleri grubu

savaşı kaybetmişlerdi. Rotschıld ailesinin hesapları tutmuş ve İsrail devletinin
resmi kuruluşunun ilan edilmesine ramak kalmıştı.
Ancak tarihi rüyaya çeyrek kala Rotschild ailesi ayrıntılarda küçük bir hata
yaptığını fark etti.

İsrail devleti kurulmaya hazırdı ama, dağ ve ovalardan ibaret olan İsrail
topraklarında kim yaşayacaktı? Avrupa’nın gelişmiş kentlerindeki rahatlığa
alışmış olan Yahudiler, İsrail’de yaşamaya nasıl ikna edilecekti ?
Esas sorun buydu. Bu sorunun giderilmesi için Rotschild ailesi radikal kararlar
aldı ve yeni bir savaş için gerekli olan ortam hazırlanmaya başlandı.

KUKLA DİKTATÖR HİTLER’İN ORTAYA ÇIKIŞI VE 2. DÜNYA SAVAŞI
Almanya, Birinci Dünya savaşından adeta bir enkaz halinde ve oldukça
demoralize bir biçimde çıkmıştı. Devlet tüm ekonomik ve askeri gücünü
kaybetmişti. Ve çok ağır yaptırımlar içeren savaş tazminatı anlaşmalarına
imza atmışlardı. Ancak Almanya’nın borçlu olduğu ülkelerin merkez
bankalarının %85’i Rotschild ailesine ait olduğundan Almanya nerdeyse
sadece Yahudi Rotschild ailesine borçluydu. Rotschild ailesi, Almanya’nın,
bu yüklü borcun onda birini dahi ödeyemeyeceğini biliyordu.
Rotschıld ailesi, Alman Merkez Bankasının kendilerine devredilmesi
karşılığında dış borçlarının silinmesini teklif etti ve Almanlar teklifi kabul

etmek zorunda kaldı. Aslında bu durum sonun başlangıcıydı.
Bırakın savaşacak parayı ve silahı, savaşta askere alacak erkek vatandaşı bile
kalmayan Almanya tekrar tüm dünyaya kafa tutacak gücü nereden ve nasıl
bulabilirdi ? Bunun için ancak Tanrının yardımı gerekirdi.
Ancak daha onlar intikam planını yapmadan önce, Rotschild ailesi onlar için
çok gizli bir plan yapmıştı bile. Bu plana göre sahte ama çok inandırıcı
bir faşizm rüzgarı Avrupa’da esecek ve Yahudilere en ince ayrıntısına
kadar planlanmış bir şekilde şiddet ve baskı uygulanarak İsrail’e göç etmeye
mecbur bırakılacaklardı .
Bu planın ilk bölümü Almanya’nın ekonomisinin ayağa kaldırılması ve hızla
silahlanmasının sağlanmasıydı. Muazzam bir ekonomik ve askeri güce kavuşan
Almanya’nın başına 1. Dünya savaşında er olarak savaşan fanatik milliyetçi
Hitler getirildi. İtalya ise Alman Faşizmi’nin etkisi altında kalmış ve iktidara
Mussolini gelmiştir. Mussolini’nin iktidara gelmesi Rotschild ailesinin bir planı
değil kendiliğinden gelişmiş bir olaydı ama bu durum Rotschıld ailesinin
ekmeğine yağ sürmüştü. Hitler, hitabet yeteneği ve ürkütücü karizması ile
Alman halkını yediden yetmişe peşinden koşturmuştur.
Hitler’in konuşmalarında ve toplantılarında ise şaşırtıcı bir biçimde ana hedef
Yahudilerdir. Hitler’in iktidara gelmesinden önce kardeş gibi bir arada yaşayan
Alman ve Yahudi halkları birbirlerine hiçbir zararlarının dokunmamasına rağmen
oluşturulan yapay kaos ortamı yüzünden birbirleri ile kanlı bıçaklı hale
gelmişlerdir. Savaştan önce Yahudi işadamlarına Nazi gençlerinin düzenlediği
saldırılar, ev kundaklamalar ve cinayetler ortamı iyice germiştir.

Zengin olan Yahudiler bir yolunu bulup Almanya’yı terk etseler de,
fakir olan zararsız Yahudiler bir yere gidecek paraları olmadığından
oldukları yerde kala kalmışlardı. O dönemler savaş dönemleri olduğundan
Almanya’nın dışına çıkmak için büyük paralar ve bazı önemli bağlantılar şarttı.
Hitler savaşı başlatmış ve Almanya’nın sahte intikam harekatı başlamıştı.
Almanya savaşın ilk yıllarında başarı göstermiş ve Fransa, Yugoslavya,
Çekoslovakya, Avusturya ve Belçika gibi ülkelerin tamamını çok kısa sürede
ele geçirmişti. Özellikle Paris’e 2 saatte giren Nazi orduları İngiltere ve
İspanya’nın iyice ürkmesine neden olmuştur.
İngiltere’yi hava saldırıları ile darmadağın eden Nazi orduları bir taraftan da
sözde Yahudi soykırımı yapmaya başlamıştır.
Yahudiler bir bir katledilmiş ve imha fırınlarında yakılmıştır.
Ortada öyle korkunç bir ortam vardır ki, savaştan sonra bölgeyi teftişe gelen
Amerikalı generaller bile uçaklarından iner inmez havadaki pis kokudan dolayı
hava alanında kusmuşlardır. Havadaki pis kokunun nedeni ise sürekli olarak
yakılan insan cesetleri ve çürümüş cesetlerdir.
Savaştan sonra tam bir korku ülkesine dönen Almanya’da ortaya atılan
iddialara göre neredeyse hiç Yahudi bırakılmamıştır.
Ancak Sovyet araştırmacılar durumun hiç de öyle olmadığını savaşta
katledilenlerin sadece %15’in Yahudi olduğunu net ve çarpıcı belgelerle
kanıtlamışlardır. Bu belgelere göre savaşta öldürülenlerin çoğu ermeni,
çingene ve Polonyalılardı . Geriye kalan zengin Yahudiler Rotscild ailesinin
kurduğu paravan şirketler aracılığı ile ve Amerikan askerlerinin denetiminde,
gizlice (Amerika’ya değil) İsrail’e kaçırılmışlardır. İsrail’e getirildikleri dönemden
İsrail devleti kuruluncaya kadar olan süreçte tabiri caizse Allah’ın dağında
prefabrik usulü yapılmış evlerde kalmışlar ve büyük zorluk çekmişlerdi.
Kaçmak için girişimlerde bulunanlar ise Tevrat’ın emrettiği bir biçimde idam
edilmişlerdir. Neticede yaratılan sahte milliyetçi bir hava ile sözde Yahudi
soykırımı yapılmış, tüm dünyada Yahudilere yönelik şiddet eylemlerine girişilmiş
ve Yahudiler İsrail’e göç etmek zorunda bırakılmışlardır.
Yani Rotschild ailesi 1. Dünya savaşında yarım bıraktığı işi 2. Dünya savaşında
tamamlayabilmiştir.
Aşırı dindar bir aile olan Rotschild ailesi, kendilerine göre,
Tanrı’ya olan sözü yerine getirmiştir.

BAŞKAN KENNEDY’NİN ORTADAN KALDIRILMASI
 2. Dünya savaşından sonra kurulan İsrail devletinde her şey 1960 yılında
John Fitzgerald Kennedy’nin Amerikan başkanı olmasından sonra değişmiştir.
Kennedy Amerikan tarihinin en genç Başkan’ıdır ve aynı zamanda ilk katolik
Başkandır. Kennedy’den önce Amerika’da katolik bir Başkan hiçbir zaman
olmamıştır. John F Kennedy’nin babası olan Joseph Kennedy de politikacı olup
aynı zamanda İngiltere büyükelçiliği yapmıştı.
Ne babası, ne de Başkan Kennedy Yahudilerle iyi geçinemiyorlardı.
Babası büyükelçilik yaptığı dönemde Londra’da Yahudilerin boy hedefi haline
gelmiş ve çeşitli saldırılara maruz kalmıştı.
Sigmund Rotschild, Kennedy’ye “Başkan seçildiğinde Ortadoğu’da İsrail tarafını
tutan bir politika izlemesi karşılığında, milyonlarca doları bulan seçim
kampanyası masraflarını karşılamayı” teklif etmiştir.
Ancak Kennedy böyle bir teklifin bir daha yapılmamasını rica etmiş ve kendisini
hakarete uğramış hissettiğini belirttirmiştir. Kennedy, İsrail lobisinin Amerikan
devleti üzerindeki faaliyetlerinden son derece rahatsızdı. Kennedy’ye göre
lobilerin faaliyetleri, Amerikan bağımsızlığına vurulmuş bir darbeydi.
KENNEDY İLE İSRAİL BAŞKANI BEN GURİON’UN NÜKLEER KAVGASI
İsrail kurulduğu günden beri Ortadoğu’da süper güç olma hayali ile hareket
etmiştir. Bu yüzden İsrail Devleti hızlı bir “nükleer silahlanma programı”
izlemeye başlamıştır. İsrail’in Dimona Çölü’nde kurduğu nükleer santralinde
peynir-ekmek gibi atom bombası ve nükleer başlıklı füzeler üretmesi
Başkan Kennedy’yi çok rahatsız etmiştir.
İsrail’in nükleer füzelerinin Ankara, İstanbul, Şam, Tahran, Bağdat ve Riyad
gibi şehirleri vuracak kapasitede ve menzilde olması Kennedy yönetimini
önlem almaya mecbur bırakmıştır.

Kennedy, Ben Gurion’a yazdığı sert bir uyarı mektubunda ”İsrail’in nükleer
programını durdurmaması durumunda Amerikan yönetiminin yaptırım
uygulamaktan kaçınmayacağını belirtmiştir”

Ben Gurion da cevap olarak gönderdiği mektupta Kennedy’ye ”Genç Adam”
diye hitap etmiş ve bazı ağır ithamlarda bulunmuştur. Bu mektuplaşmalar
iyice çığırından çıkmış ve hakaretleşmeye dönüşmüştür. Bu durum üzerine
tepki olarak Ben Gurion istifa etmiştir. Ünlü Yahudi politikacı Henry Kissinger
”İsrail’in nükleer programına son vermesi İsrail’e büyük zarar verir”
diyerek Kennedy’yi ikna etmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştır.
Kennedy bununla da yetinmemiş ve 4 Haziran1963’te Amerikan Temsilciler
Meclisi’ne danışarak çıkarttığı 11110 sayılı kanunla Amerikan Dolar’ını
basma yetkisini Rotschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank’ın elinden
alarak Amerikan Merkez Bankası’na vermiş ve”bir ülkenin parasının denetiminin
şahısların elinde olmasının büyük bir sorun olduğunu” belirterek
kendi sonunu hazırlamıştır.
Federal Reserve Bank, İsrail’in en büyük gelir kaynağıdır, tabiri caizse
şah damarıdır. Kennedy, dolar basma yetkisini Federal Reserve Bank’ın
elinden alarak adeta İsrail’in şah damarını kesmiştir.
Neticede İsrail için Kennedy’nin etkisiz hale getirilmesi farz olmuştur.
Kennedy’nin seçimleri kaybetmesini beklemek boş bir umuttu,
çünkü Kennedy halktan büyük destek görüyordu.
Kennedy’ye seçimler kaybettirilse bile sonradan kazanması yüksek ihtimaldi.
Üstelik Kennedy’nin kardeşi de gelecek vaad eden bir politikacıydı.
Tek bir çare gözüküyordu. O da suikast idi. Kennedy bir şekilde öldürülürse
Amerikan yasaları gereği yerine yardımcısı getirilecekti.
Kennedy’nin yardımcısı Lyndon Johnson’dı. Johnson tam bir İsrail taraftarıydı.
Üstelik Kennedy ile hiç iyi geçinemiyordu,
söylentilere göre Kennedy kendisini kovmaya çalışıyordu. İsrail, suikast kararı
alır ve bunu, Amerikan derin devleti içindeki bağlantılarını kullanarak
gizlice uygulamaya koyar. Kennedy’yi öldürmek için en uygun ortam
seçim kampanyaları için geleceği Dallas’tır.
Dallas’ta her zamanki gibi üstü açık araba ile halkı selamlayacak olan Kennedy’yi
korumakla görevli CIA ajanları özel olarak ayarlanacak ve başkanın güvenliği
sabote edilecekti. Böylece suikast çetesi Kennedy’yi rahatlıkla öldürebilecekti.
Suikast çetesi için değişik rivayetler vardır.
Kimileri Kennedy’yi Fransız suikast çetesinin öldürdüğünü,
kimileri ise Kübalı sürgünlerin öldürdüğünü iddia eder ancak kesin olan bir şey
var ki, Kennedy’yi öldürenler çok profesyonel ve acımasız keskin
nişancılardan (sniper) oluşan bir suikast timidir.

Kennedy’nin ziyaretinden önce, yani 21 Kasım 1963 akşamı Dallas’ta
bardaktan boşalırcasına yağmur yağmıştır. Ancak şehir halkı buna rağmen
başkanı en iyi şekilde karşılamak için elinden geleni yapmıştır.
22 Kasım 1963 sabahı Washington D.C.’den Air Force One uçağı ile gelen
Başkan Kennedy ve eşi, sabah 09’da şehir merkezinde Dallas valisi Connaly
ile birlikte kahvaltı ettikten sonra üstü açık bir limuzine binerek
halkı selamlamaya başlamışlardır. Tam 6 aracın olduğu kortejde en son arabada
Başkan Kennedy ve Vali Connaly vardır. Önde motosikletli SS korumalar
ve yanda CIA ajanlarının bulunduğu arabalarla Kennedy’nin arabası Kortejle
birlikte Elm caddesinden Houston’a doğru beklenmedik bir dönüş yapar.
O sırada silah sesleri yükselmeye başlar.
Polisler telsizle anons etmeye başlar: ”Korteje ateş ediyorlar yere yatın” diye.
Tam 6 el silah sesi duyulur. Birinci mermi arabayı ıskalar ve alt geçitte bekleyen
Edmund Harris adındaki taksi şoförünün kulağını parçalar. İkinci mermi
Kennedy’yi tam omzundan vurur. Üçüncü mermi Kennedy’yi ıskalayıp ön
koltuktaki vali Connaly’i omzundan vurur. Dördüncü mermi Kennedy’yi
boynundan vurur, aynı mermi başkanın vücudundan çıkıp Vali Connaly’i
sırtından vurur. Beşinci mermi arabayı ıskalayıp dikiz aynasını kırıp
dışarı çıkar. Ve Altıncı mermi… Altıncı mermi başkan Kennedy’yi tam
kafasından vurur. Başkanın kafasını parçalayan mermi bulunamaz.
Suikasttan sonra yapılan araştırmalarda Kennedy’yi sözde komünistlerden
vatan haini Lee Harvey Oswald’ın vurduğu iddia edilir.
Ortada altı mermi olmasına rağmen Oswald’ın tek katil olduğu görüşüne varılır.
İddialara göre Oswald, Texas Okul kitapları bürosunun altıncı katındaki pencere
dibinden İtalyan yapımı “Mannlicher Caracano” marka sniper tüfeği ile altı kez
ateş ederek Başkanı öldürmeyi başarmıştır. Lee Harvey Oswald apar topar
hapsi boylamıştır.

Deliller birden çok sayıda keskin nişancının olduğunu göstermesine rağmen,
İsrail denetimindeki Amerikan derin devleti, suçu Lee Harvey Oswald’ın üzerine
atarak diğer delilleri bir bir yok etmiştir.
Suikastı gören 57 kişi ölü bulunmuş, ölümler kaza veya intihar ile açıklanmıştır.

Lee Harvey Oswald ise suikasttan iki gün sonra, mahkeme çıkışında yüzlerce
FBI ajanı ve polisin arasında Yahudi bir bar işletmecisi olan Jack Ruby
tarafından öldürülmüştür. Bu Amerikan milliyetçisi Yahudi, Lee Harvey Oswald’ı
öldürmesinin nedenini ise “komünistlerden Amerika’nın aldığı intikam” olarak
yorumlamıştır. Birden çok sayıda keskin nişancı tarafından vurulan Kennedy’nin
otopsisini Amerikan ordusundaki üst düzey amiral ve generaller yürütmüş ve
otopsideki suikast delillerini bir bir sabote etmişlerdi. Ailesi, Kennedy’nin
kafasının kesilerek incelenmesini ve böylelikle gerçek suikastçıların
bulunmasını istediğinde ise, Amerikan birimleri konuyu şiddetle reddetmişlerdir.
Kennedy apar topar gömülerek konu örtbas edilmiştir.
Başkan Kennedy’nin suikast sonucu öldürülmesinden sonra başkan adayı olan
kardeşi senatör Robert Kennedy de bir basın toplantısı sırasında
İsrail işbirlikçisi Filistinli bir genç tarafından kurşunlanarak öldürülmüştür.

KENNEDY SUİKASTININ SONUÇLARI

İsrail, Kennedy’nin kapattığı Dimona çölündeki nükleer santralini tekrar açmış
ve nükleer silah üretimine eskisi gibi devam etmiştir.
Başkan Kennedy’nin çıkarttığı, Federal Reserve Bank’ın elinden Amerikan dolarını
basma yetkisini alan 11110 sayılı kanun iptal edilmiş ve Amerikan dolarını
basma yetkisi tekrar Rotschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank’a
verilmiştir.

  1. Dünya savaşından sonra ılımlı ve sakin bir politika izleyen Amerika devleti
    özellikle Kennedy suikastından sonra soğuk savaş sürecini de başlatmıştır.
    Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki soğuk savaştan tüm dünya devletleri
    çok olumsuz yönde etkilenmiştir. Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki
    silahlanma rekabeti adeta bir sidik yarışına dönmüştür.
    Amerika tüm dünya genelinde emperyalist faaliyetlerine hız vermiş ve

Vietnam’a saldırmıştır. Vietnam’da binlerce kişinin ölmesine ve birçok

ülkenin bu savaştan dolaylı olarak zarar görmesine neden olmuştur.
Amerika’da İsrail lobisi ise iyice pervasızlaşmış ve yönetimde söz sahibi
olmuştur.
Amerika İsrail Devletinin yaptığı katliamlara sesini çıkaramaz hale gelmiş ve
İsrail ile suç ortaklığı yapmaya başlamıştır. En basitinden örnek vermek
gerekirse İsrail devletinin çok gizlice yürüttüğü “Samuel Vanunu’yu kaçırma
operasyonu”na istemeden şahit olan bir Amerikan Fırkateynindeki 23
deniz piyadesi İsrail hücum botları tarafından açılan ateşle öldürülmüştür.
Denize düşüp kaçmaya çalışan askerler bile İsrailliler tarafından öldürülmüştür.
Olayın basına sızmasınaizin verilmemiş ve yahudilerin kontrolündeki
Amerikan basını konuyu haber bile yapmamıştır.
CIA tüm dünyada ”komünizmle mücadele” doğrultusunda adına GLADIO
denilen ve Beyrut’taki gerilla kamplarında eğitilen katillerden ve paralı
askerlerden oluşan gizli bir ordu hazırlamış ve bu paralı katilleri maaşa
bağlayarak dünyanın her yerinde komünistleri ve sol düşüncelileri öldürmekle
görevlendirmiştir.

Bu bağlamda Türkiye’deki sağ-sol çatışmaları, siyasi amaçlar için işlenen
cinayetler, katliamlar, terörist eylemler, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının
idam edilmesi ve 12 Eylül darbesi hep Gladio’nun eserleridir.
Gladio ordularının kurulması ne tesadüfse Kennedy suikastından hemen sonraya
denk gelir. Amerika’nın “Büyük Ortadoğu Projesi” başlamıştır.
Büyük Ortadoğu Projesinin diğer adı ise Büyük İsrail Devleti projesidir.
Kennedy suikastından sonra Büyük İsrail Devleti Projesine hız verilmiştir.
Büyük İsrail Devleti Tevrat’ta Tanrı Yehova’nın Yahudilere vaad ettiği
topraklardan oluşmaktadır. 11 Eylül saldırıları, Münih’teki eylemler ve daha
birçok terörist eylem aslında Büyük İsrail Devleti projesinin bir parçasından
başka bir şey değildir.
Bazı arkadaşlar Büyük Ortadoğu Projesini sanki yeni bir şeymiş gibi algılıyorlar.
Bu arkadaşlar kitap falan pek okumadıkları için ne duysalar ona inanıyorlar.
Büyük Ortadoğu projesi yeni bir şey değil ki. Yüzyıllardır var olan bir proje…
Osmanlıların yıkılması,
Arapların parçalanarak bir sürü ülkeye bölünmesi,

Türkiye’deki terör eylemleri ve istikrarsızlık ve
Irak, İran gibi ülkelerin periyodik olarak neredeyse her on yılda bir
sorun çıkarması rastlantı olmasa gerek.

 

İlgilenenler için bir de ufak belgesel tadında bir video var. Fikirler bazen biraz uçuk olsa da, izlemesi keyifli..

Hakkında Talha

Bir de buna bakın..

Osmanlı tarihinin pek bilinmeyen adet ve olayları

– Eski zamanlarda Fatih ve Bayezid Camilerinin avlusunda sergi kurulur ve bu avlular yiyecek v.s. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir