Duo testis bene benedata! yani Sarkan iki adet mükemmel testisi var!

Kardinallerin yeni Papa’yı belirledikten sonra yaptıkları ilk iÅŸin ne olduÄŸundan hiç bahsedilmez. Bu iÅŸ, asırlardır devam eden söylentilere bakılırsa, yeni Papa’yı alt kısmı delik bir sandalyeye oturtup testislerinin olup olmadığını kontrol etmektir.

ÇeÅŸitli ayrıntılar zaten her Papa seçiminde gündeme gelir, defalarca yazılıp çizilir, hattâ yeni Papa’nın belirlenmesinden sonraki ilk âyinin teferruatına kadar hemen herÅŸey anlatılır ama seçimden sonra yapılacak olan ilk iÅŸ hakkında hiç konuÅŸulmaz…


Sarkan iki adet mükemmel testisi var!

Kardinaller yeni Papa’yı seçtikten sonra ilk iÅŸ olarak ona sade bir cüppe giydirir, alt kısmı delik bir sandalyeye oturtur ve aÅŸağıdan sandalyenin deliÄŸine doÄŸru elini uzatan biri, Papa’nın testislerinin olup olmadığını kontrol eder ve kardinaller yeni Papa’nın kadın deÄŸil, erkek olduÄŸu konusunda böylece emin olurlar. Muayeneyi tamamlayıp Papa hazretlerinin testislere sahip bulunduÄŸuna emin olan muayeneci, ardından asırlardan buyana tekrarlanan Latince “Testiculos habet et bene pendentes” yahut “Duo testis bene benedata!”yani “Sarkan iki adet mükemmel testisi var!”cümlesini haykırarak Aziz Petrus’un vekilinin erkek olduÄŸunu müjdeler.

Peki neden mi Papa’nın testislerini kontrol ederler?

853 yılında Joan adında bir kadını erkek zannederek “Sekizinci John” unvanıyla Papa seçmiÅŸler ama kadın birkaç ay sonra bir âyinin ortasında doÄŸurunca aynı hatayı bir daha yapmamak için yeni papanın cinsiyeti konusunda kendilerini garantiye almak istemiÅŸ ve bu testis muayenesi âdetini getirmiÅŸlerdir.
Vatikan, kadın papa konusu ile yeni seçilen papanın testislerinin kontrolden geçirilmesini son asırlarda hep yalanladı ama her iki mesele de eski yüzyıllarda kaleme alınmış olan tarih kitaplarında ayrıntılıları ile anlatılıyor.

Kardinaller, âyinde doÄŸuran kadın Papa’yı parça parça ettiler

JOAN, Almanya’da yaÅŸayan bir Ä°ngiliz misyoner ailenin kızıydı. Yakınları, onu “Gilberta” yahut “Jutta” diye de çağırıyorlardı. 12 yaşına geldiÄŸinde erkek elbiseleri giyiyor ve erkek çocuk gibi davranıyordu. Atina’da din ve felsefe öğrendikten sonra Roma’ya gitmiÅŸ, ne yaptıysa yapmış, 853′te ölen Dördüncü Leo’dan sonra kendisini Papa seçtirmeyi baÅŸarmış, “Sekizinci John” adını almış ve iki sene beÅŸ ay dört gün boyunca Papalık tahtında oturmuÅŸtu. Kadın Papa’nın, geliÅŸi gibi gidiÅŸi de tuhaf oldu. Hizmetkârlarından biriyle iliÅŸkisi vardı ve hamile kalmıştı. HamileliÄŸini dokuz ay boyunca gizlemeyi baÅŸardı ama doÄŸum zamanı yaklaşıyordu ve 855 yılında Aziz Petrus Kilisesi’nin dışında kortej halinde yapılan bir âyin sırasında, sokakta doÄŸuruverdi! Kardinaller hem Joan’ı hem de yeni doÄŸmuÅŸ çocuÄŸunu hemen oracıkta taÅŸlayıp öldürdüler. Joan’ı öldürdükleri yere gömdükten sonra üzerine mermer bir plaket koyup plaketin hemen yanıbaşına da bir anne ile çocuÄŸunu gösteren bir de heykel dikildi. Asırlar boyunca duran plaket ve heykel, Joan’dan geriye bir iz kalmaması için 16. yüzyılın sonlarında Papa BeÅŸinci Pius’un emriyle kırdırıldı ve kadın papanın ismi papalar listesinden de silindi. Ama, Joan’dan 17 sene sonra papa seçilen ve “John” adını almak isteyen bir baÅŸka Papa,”Dokuzuncu John” olduÄŸu takdirde sekizincisinin adı listelerden çıkartıldığı ve dolayısıyla da “John”ların sıralamasında eksiklik görüleceÄŸi için Vatikan’ın yüzkarası sayılan kadın papanın adının başındaki sayıyı almak zorunda kaldı, “Sekizinci John” oldu ve böylelikle sıralamanın da namusu kurtarıldı! Vatikan, Joan’ın unutulması için elinden geleni yaptı fakat bazı kilise mensuplarının hadiseyi tarihlere kaydetmelerine bir türlü mâni olamadı. Joan’ın macerasını, önce 11. asırda yaÅŸayan Martinus Scotus adında bir rahip yazdı. Martinus’u 12. asır kilise tarihçisi Gemiorslu Siegebert takip etti, ondan bir yüzyıl sonra yaÅŸamış olan tarihçi Martinus Polonus da”Cronikon Pontificum en Imperatum” yani”Papaların ve Ä°mparatorların Tarihi” isimli eserinde hadisenin bütün ayrıntılarını anlattı. Joan, daha sonra romanlara ve filmlere kadar konu oldu. Yeni seçilen papanın testis muayenesine, Vatikan’da yaÅŸanan iÅŸte bu Joan macerasından sonra baÅŸlandı. Papa, eski dönemlerde seçimden hemen sonra altında yuvarlak bir delik bulunan bir tahtırevana oturtulur, omuzlar üzerine alınan tahtırevanla Roma caddelerinde dolaÅŸtırılırken kardinallerden biri elini delikten yukarıya uzatır ve Papa’nın testislerini kontrol ederdi. 16. asırdan sonra yeni seçilen Papa’nın kortejle caddelerde dolaÅŸtırılmasından vazgeçilince de, kontrol iÅŸi kilisede yapılır oldu.

Papa evlenmez ve çoluk-çocuk sahibi olmaz diye kim demiş?

MODERN çağların papaları bekâret yemini etmiş ve kadınlarla hiçbir şekilde ilişki kurmamış ve gençliklerini dünya nimetlerinden el-etek çekerek geçirmiş kişilerdir ama papalık tarihi bunun tam aksi örneklerle doludur.
Siyasetle uÄŸraÅŸan, iktidar için oluk gibi kan döken ve hatta bize karşı Haçlı Seferleri’ni bile baÅŸlatan papaların yanısıra Katolik doktrini uyarınca kadınlarla iliÅŸkiye girmeleri yasak olmasına raÄŸmen aÅŸklarıyla ve gayrımeÅŸru çocuklarıyla tarihe geçmiÅŸ papalar da vardır.
İşte, bu papalardan bazıları:
* Üçüncü Sergius 904′te Papa oldu ve yedi yıl tahtta kaldı. Papa’nın Marozia adında 16-17 yaÅŸlarında bir sevgilisi ve bu sevgilisinden de gayrımeÅŸru bir oÄŸlu vardı. Marozia’nın annesiTheodora, sevgilisini 914 yılında “10. Jean”unvanıyla Papa seçtirmeyi baÅŸardı; Sergius’un gayrımeÅŸru oÄŸlu da 931′de “11. John” olarak papalık tahtına oturdu.
* Sergius’un gayrımeÅŸru oÄŸlu 11. John, Papa olduÄŸunda henüz 18 yaşındaydı. Sekiz yıl devam eden papalığı sırasında babasının metresiyle aÅŸk yaÅŸadı, yeÄŸenleriyle iliÅŸkiye girdi ve kendisini eleÅŸtiren bir papaz yamağının cinsel organını kestirdi. 963 Kasım’ında Roma’daki Aziz Petrus Kilisesi’nde biraraya gelen 50 kadar kardinal, Papa’yı kutsal kavramlara saygısızlıkla, makamını satın almakla, yalan yere yemin etmekle, cinayetle ve zina ile suçlayıp azlettiler.
* Sekizinci Innocent 1484′te Papa seçildiÄŸinde biri kız, diÄŸeri erkek iki gayrımeÅŸru çocuÄŸun babasıydı. Innocent’in 1492′de yerini alan veBorjia ailesinin mensubu olan Altıncı Alexanderise dört çocuk babasıydı ve dünya cinayet tarihinde çok önemli bir mevki edinmiÅŸ olanSezar ile Lükres Borjiya, Alexander’ın çocuklarından sadece ikisiydi.
* Çoluk-çocuk sahibi papalar sadece bunlardan ibaret deÄŸildi. 1523′te papa olan Yedinci Clement’in hem kendisi gayrımeÅŸruydu, hem de bir oÄŸlu vardı. Üçüncü Paul’un dört oÄŸlu ve iki erkek torunu vardı, üstelik henüz 20 yaşına bile basmamış olan torunlarını kardinal yapmıştı.Dördüncü Pius ise sadece üç çocukla yetinmiÅŸti.

CalmCase Pro ile iPad’inizi MacBook Air’a dönüştürün

ClamCase Pro adı verilen bu klavyeli iPad kılıfı sayesinde iPad’inizi Macbook Air’a dönüştürebilir hatta “Convertible” bir notebook sahibi olabilirsiniz.
Tablet kullanıcılarının en sık kullandığı aksesuarlardan olan klavyeler arasındaki rekabet de ürün sayısının artmasıyla beraber daha ateÅŸli bir hal alıyor. Bu durumda doÄŸal olarak biz tüketicilerin yararına oluyor. ClamCase Pro ise Macbook Air’e benzeyen sade ve şık tasarımı ile diÄŸer kılıflardan ayrılmayı amaçlıyor.

ClamCase Pro, “Convertible” notebooklarda olduÄŸu gibi ister normal olarak ister, stand olarak ister sıradan bir tablet kılıfıymış gibi kullanılabiliyor.

Oldukça baÅŸarılı bir tasarıma sahip olan ClamCase Pro’nun bu tasarımla birlikte uzun pil ömrü ve sunduÄŸu ergonomik klavyesi ile gerçekten de diÄŸer iPad kılıflarından ayrıldığını söyleyebiliriz.
abc NEWS’e göre dakikada ortalama 76 kelime yazabileceÄŸiniz bu klavyesi ile piyasadaki diÄŸer iPad klavyelerinden daha baÅŸarılı olduÄŸunu kanıtlıyor.

Bu klavyeye için bir de güçlü bir pil içeren ClamCase Pro kesintisiz 100 saat kullanım vaat ediyor ve bu pilin tam şarj olması ise 120 dakikayı buluyor.
Uzun pil ömrüne raÄŸmen sadece 2.2 cm kalınlığındaki ClamCase Pro Bluetooth 3.0 baÄŸlantısını kullanıyor ve Amerika’da 169 Dolardan satılıyor.

90 saniyede Dünya dinler tarihi

Bu video size 5000 yıllık dünya dinler tarihini 90 saniyede özetleyecek..

Neresi bu Ä°stanbul’un 7 tepesi?

Ä°stanbul’un üzerine kurulduÄŸu 7 tepe, Tarihi Yarımada’da bulunuyor.

Günümüzde 1. tepede Topkapı Sarayı, 2. tepede Nuruosmaniye Camisi, 3. tepede Süleymaniye Camisi, 4. tepede Fatih Camisi, 5. tepede Yavuz Sultan Selim Camisi, 6. tepede Mihrimah Sultan Camisi, 7. tepede Haseki Külliyesi yer alıyor.

Roma İmparatoru Konstantin, o dönemde gökyüzünde güneş, ay ve 5 gezegenin olduğu gerçeğinden hareketle kenti, 7 tepe üzerine kurdu. Roma gibi Bizans İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu da 7 tepeli kentin sınırlarını korudu ve üzerine görkemli yapılarını dikti.

Ayasofya Müzesi Başkanı Haluk Dursun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şehrin surun içindeki bölüm olduğunu belirterek, o dönemlerde sur içi dışındaki yerlere asla İstanbul denilmediğini söyledi.

Bunun, günümüzde en çok tartışılan ve yapılan ortak hata olduÄŸunu ifade eden Dursun, ”7 tepeli ÅŸehir” olarak bilinen Ä°stanbul’un, tepelerinin nerede olduÄŸunun da tam olarak bilinmediÄŸini kaydetti.

Dursun, ”Birine ‘Ä°stanbul’un 7 tepeyi say’ denildiÄŸinde, ‘Bir Çamlıca tepesi’ diye baÅŸlar. Oysaki Çamlıca, o dönemde Ä°stanbul deÄŸil. Dolayısıyla Çamlıca tepesinde bulunan tepenin Ãœsküdar hatta Kocaeli yarımadası tepelerinden birisi olduÄŸu gerçeÄŸi var. Ä°stanbul’un tepeleri Akrapolis’ten baÅŸlayan Edirnekapı’ya kadar giden ve surun içinde olan bölgede bulunan tepelerdir” dedi.

7 TEPEDE NERELER VAR?

Ä°stanbul BüyükÅŸehir Belediyesi’nin ambleminde yer alan 7 küçük üçgenin de simgelediÄŸi Tarihi Yarımada’daki 7 tepenin üzerinde bulunan yapılar şöyle:
1. Tepe: Tüm zamanlar boyunca kentin kamusal merkezidir, adeta kentin kalbidir. Birinci tepe, Tarihi Yarımada’nın burnundan baÅŸlayan, denizden yaklaşık 30-40 metre yüksekliÄŸe ulaÅŸan tepedir. Fatih Sultan Mehmet tarafından 1478 yılında yaptırılan Topkapı Sarayı, birinci tepenin en hakim noktasında yer alır. Birinci tepe, BÄ°zans ve Osmanlı imparatorlukları tarafından saray alanı olarak seçilmiÅŸtir. Birinci tepede, Topkapı Sarayı, Aya Ä°rini, Ayasofya Müzesi, Sultanahmet Camisi, Ä°brahim PaÅŸa Sarayı, Milion Taşı, Alman ÇeÅŸmesi, Küçük Ayasofya Camisi, Ä°stanbul Arkeoloji Müzesi, Yerebatan Sarnıcı, CaÄŸaloÄŸlu Hamamı, Yeni Cami, Sirkeci Garı, Bukoleon Sarayı da bulunuyor.

2. Tepe: Deniz seviyesinden yaklaşık 50 metre kotunda üçüncü tepenin uzantısı olan platformun doğuya doğru uzanan kolunun oluşturduğu tepedir. Birinci tepeye göre yaklaşık 10 metre daha yüksekte olan bu tepede yer alan anıt eserler, Mese-Divanyolu üzerinde ardışık olarak sıralanmıştır. Bu tepede Firuzağa Camisi, Kapalıçarşı, Binbirdirek Sarnıcı, Çemberlitaş Hamamı, Çorlulu Ali Paşa Camisi ve medresesi, Nuruosmaniye Camisi, Çinili Han, Mısır Çarşısı yer alıyor.

3. Tepe: İstanbul coğrafyasında en belirgin üç tepeden biridir. İkinci tepenin batışında deniz seviyesinden 50-60 metre yüksekliğe ulaşan bu tepe, altıncı ve yedinci tepelerle birlikte kentin en yüksek sırtını oluşturur. Bu tepede yer alan anıt eserlerin başında, tepeyi işaretleyen ve Mimar Sinan eseri olan 1557 tarihli Süleymaniye Camisi gelir. Tepede, Beyazıt Camisi, İstanbul Üniversitesi, Laleli Camisi, Çukurçeşme Hamamı, Süleymaniye Külliyesi, Mimar Sinan Türbesi ve Zeyrek Camisi bulunuyor.
4. Tepe: Kentin en yüksek noktalarından birisidir. Dördüncü tepedeki baÅŸlıca anıt eserler, Fatih Camisi, BozdoÄŸan Kemeri’dir. Kentin en yüksek noktası olması, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde buraya en prestijli anıtların yapılmasına neden olmuÅŸtur. Dördüncü tepede tek bir odak nokta tanımlanıyor. Bu nokta, Bizans döneminde 12 havariye adanan Havariyyun Kilisesi, Osmanlı döneminde de bu kilisenin yerine yapılan Fatih Camisi ve külliyesidir.

5. Tepe: Denizden 50 metre yükseklikteki beşinci tepenin kıyıya dik inen sırtında, kuzeye doğru denize dik bir burun oluşmuştur. Bu tepede, Yavuz Sultan Selim Camisi, Fethiye Camisi, Kariye Camisi, Fener Rum Patrikhanesi yer alıyor.

6. Tepe: Dördüncü tepenin uzantısı olan sırt üzerinde yer alır. Bu platformun kara surlarıyla birleştiği noktada, kentin en yüksek kotuna, 70. metreye ulaşılır. Bu noktada Mihrimah Sultan Camisi bulunur. Tekfur Sarayı, bu tepenin Bizans dönemine ait odak noktasıdır.

7. Tepe: DiÄŸer altı tepeden coÄŸrafi sınırlarla ayrılarak Marmara Denizi’ne yönlenir. Denizden 60. metreye kadar yükselen bu tepe, dördüncü ve altıncı tepelerden derin bir vadiyle ayrılmaktadır. Kara surlarına dayandığı noktada en yüksek seviyeye ulaÅŸan tepe, doÄŸuya doÄŸru alçalan bir burun yapar. Bizans döneminde yedinci tepe, 403 yılında yapılan Arkadius forumu ve bu forumun ortasında yer alan Arkadius sütunu ile iÅŸaretlenmiÅŸtir. Osmanlı döneminde, buraya Haseki Külliyesi ve imareti, Haseki Sultan Camisi ve BayrampaÅŸa mescidi yapılmıştır.

Osmanlı tarihinin pek bilinmeyen adet ve olayları

- Eski zamanlarda Fatih ve Bayezid Camilerinin avlusunda sergi kurulur ve bu avlular yiyecek v.s. satan küçük dükkanlarlar dolardı.

- Topkapı Sarayı bu ismini Eski Sarayın sahilindeki toplu kapısından almıştır. Bu sarayın, Fatih zamanındaki adı Yeni Saray idi.

- Çadıri Osmanlıların ilk hanesi, ilk sarayı, ilk taht evidir. Osmanlı sarayı, pek muhteşem ve çok odalı idi. Hele havaya dayanıklılığı ve ihtişamı pek meşhurdu.

- II. Süleyman kadınlarla meşgul olmazdı. Saraylılar harem ağalarıyla rezalete başladılar. Bu yüzden hizmeti olmayan ağaların içeri girmesi men edildi.

- Sultan Orhan zamanında Bizans’ta taht kavgaları oluyordu. Kantakuzinus’un yardımına giden Türkler, Bizans’ta büyük bir itibar kazanmışlardı. Saraya serbestçe girip çıkabiliyor, Bizanslılara hakim sıfatını takınıyorlardı.

- Osmanlı şehzadeleri babaları ile beraber harbe giderlerse ihtiyat kuvvetlerini kumanda ederlerdi.

- Osmanlılarda, yeniçerilere silah yapan ve tedarik eden ve bunları nakil vasıtasıyla orduya yetiştiren askeri sınıfa “cebeci” denirdi.

- Eski İstanbul sandal ve kayıklarının cidden nefis biçimli birçok nevileri vardı. Hele “Hanım İğnesi” denen ince uzun kayıkları birer sanat bediası idi.

- Osmanlıların kemal devrinde şehzadeler sancaklara gönderilerek oraların başında yetiştirilir ve divana da riyaset ettirilirdi. Eğer şehzadeler pek gençse bu divana onların mürebbileri olan lalaları vekaleten riyaset ederdi.

- Kanuni, Cerbe zaferinden dönen Piyale Paşa kumandasındaki donanmanın muhteşem alayını Yalı Köşkünden seyrederken, yanındaki Avusturya sefirine şöyle demişti: “İnsan bütün bu muzafferiyetlerin Allah’ın inayetiyle kazanıldığını düşünmeli de asla gurura kapılmamalı.”

- Osmanlılar, Venediklilerle İspanyollar gibi gemilerini çektirmek için “forsa” denilen ve gemilere zincirle çakılı esirler kullanırlardı. Bunlar daha ziyade, Karadeniz sahillerini vururken tutulan Dinyeper Kazakları ile Akdeniz korsanları idi. Kürek cezası bu adetten kalmadır.

- Mürevvih İbni Batuta, Orhan Gazi zamanındaki Türk kadınlarından bahsederken şöyle demektedir: ” Türk kadınları yüzlerini örtmezler. Erkekleri onlara hürmet gösterir ki, görenler onların hüddamı sanır.”

- Türk ünlülerinin hayatlarını anlatan “Sicilli Osmani” yazarı Süreyya Bey, ömrünü kitaplıklarda ve mezarlıklarda dolaşarak not almakla geçirmiştir. Torbalara attığı bu dağınık kağıt parçacıklarından büyük eserini ortaya koyduğu zaman herkes hayret etmiştir.

- Padişahların mutlak vekaletlerine delalet eden “möhri hümayun” geleneği Abbasi halifeleri zamanından kalmadır. Önceleri möhri hümaun yüzükte olup sadrazamlar parmaklarına takarlardı. Sonraları inci zincire bağlı altın keseler içinde boyunlara takılıp cepte taşımak adet olmuştu. Sadrıazamlar, mührü yatakta bile yanlarından ayırmazlardı. Hatta Ali Paşa hamama giderken bile yanında bulundururmuş.

- Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Hasan Paşa, Osmanlı tarihinin kaydettiği en zengin vezirlerden bir arşı milyarder idi. 1601′de Diyarbekir’den gelirken Tokat civarında ağırlığı ünlü eşkıyalardan Deli Hasan tarafından basıldı. Hazinesi yağma edildi. Öyle ki, çete efradı kıymetli kumaşları arşınlayarak ve mücevherleri kalkanlarıyla ölçerek paylaştılar. Paşa’nın “cennet bağı” adını verdiği altın kaplama ve murassa taht gibi bir sediri vardı. Onun da altın mücevherli çiçeklerini bozarak yağma ettiler.

- Evliya Çelebi’ye göre; Süleymaniye Camisi yapılırken İran Şahı, Kanuni’ye, parası yetmezse satıp tamamlasın diye, bir çekmece elmas yollamış. Padişah ise o elmasları küçük minarelerden sağdakinin taşları arasına koydurtmuş. Buna da cevahir minaresi denmiştir.

- At kestanesi ağaçları Fransa’ya 1615′te İstanbul’dan götürülmüştür. Paris bulvarları bunlarla süslüdür.

- Üniversite kütüpanesinde bulunan Fatma Sultan’ın murassa ciltli Kur’an’ının sayfaları gümüştendir.

- 19. y.y. başlarında İstanbul kibar gençleri başlarına üç arşın şal sararlar, fakat göğüs, kol ve bacaklar açık, çıplak gezer, ayaklarına da yalnız altı bulunan kırmızı yemeni giyerlerdi.

- Sokullu’nun, şehit edildiği zamanki kanlı gömleğini ailesi iki buçuk asır sakladı. Her sene mevlüdü okunup ziyaret edildi. Sonra Karaağaç’taki yalılarıyla birlikte yandı.

- Pehlivan Kara Ahmet, Yeşiltulumbada bir kahvede ansızın ölmüştü. Ölürken sarıldığı demir parmaklığın dokuz çubuğu birbirine geçmiştir.

- İlk satın aldığımız buharlı geminin adı “Svift” idi. Bu zat, “Gülliver Seyahatnameleri”nde yazan meşhur İngiliz muharrirdir.

- Eski mevlütlerde buhurdanlıkta öd ağacı yakılır ve gülabdanlarla herkesin avucuna gülsuyu serpilirdi.

- Bir asır evvel beş paraya şimdilik bir kiloluk ekmeğin altıda biri kadar ekmek ve gene beş paraya bir dilim kaşar alınarak güzel bir kahvaltı yapılırdı.

-Lale devrinin en namlı lalecisi Tabak Ata isminde esnaftan fakir bir adamdı. 80 çeşit nefis lale yetiştirmişti ve sarayların bahçelerine soğanlar ondan alınırdı. Bu çiçek yüzünden İstanbul’un en zengin simalarından biri olmuştur.

- Sokullu Mehmet Paşa’nın Karaağaç Yalısında yanan gayet kıymetli bir inci tesbihi vardı. İmamesi zümrüt ve taneleri yakuttu. Devrin kıymetli bir hattatı imamesinden başlayarak bu tesbihin üzerine bir Mushafı Şerif yazmıştı.

- 16. y.y. da Macaristan’da bir kaya kitlesi üzerinde kartal yuvasına benzeyen Filek Kalesine, Demirbaş Hasan Pehlivan denilen bir kahraman, 40 arkadaşıyla zaptetmişti. Bir gece kalenin mazgal deliğine merdiven dayadı, evvela, bu deliği kapayan 80 kantarlık bir topa göğsünü vererek itti. Sonra başını koyup ikinci hamlede topu içeriye doğru tamamen attı ve yalın kılıç arkadaşlarıyla daldı ve kaleyi fethetti…

- 16. asrın namlı ok atıcı pehlivanlarından Ahmet Ağa 75 yaşlarında iken bir gün okçular başına gelip ok ısmarlamıştı. Esnaf; Pehlivan, ihtiyarladın, sana ok ve yay ne lazım, dediler. O da atını çarşının kapısına sürdü, kapıdaki zincirlere kollarıyla asıldı ve bacaklarını atının karnına sardı. Kollarını kısınca koca atı havaya kaldırarak: “Bazumda azıcık kuvvetim var gibi..!” cevabını verdi.

- Tarihimizde kayıtlı en müthiş oburlardan biri, münevver ve inkılapçı III. Selim’in düşmanlarından, Aygır İmam diye meşhur Derviş Efendi isimli bir softadır. Bir seferinde 40 yumurta üstüne 2 okka pastırma doğratıp, bir pastırmalı yumurta yemiş; fakat koca leğeni sıyırdıktan az sonra dili ağzına sığmayıp ölmüştür.

- Milli Mücadele yıllarında Anadolu’da damga pulları, posta pulu yerine kullanılmıştı. Bunlardan Bozöyük Postanesi’ne gönderilmiş ve ancak birkaç tanesi kullanıldıktan sonra Yunan işgalinde yok olmuş bir pul bulunmuş, bugün çok kıymetlidir.

- Birleşik Amerika cumhurbaşkanlarından General Grant, II. Abdülhamit zamanında Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Bu zat memleketimize gelmiş ilk ve son Amerika cumhurbaşkanıdır.

- İstanbul hayatına dair en zengin letaif kitabı, 18. asır sonlarında bir Ermeni zengini için Ermeni harfleriyle Türkçe olarak yazılmıştır. Bu eserin yegane yazma nüshası 1941’de İstanbul’da 500 liraya satılmıştır.

- Osmanlı padişahları arasında gözlük kullanmış ancak bir kişi vardır, o da son padişah Vahdettin’dir.

- Abdülaziz’in şeyhülislamlarından Ahmet Muhtar Efendi, Ayasofya’da bir fakir turşucunun oğlu idi ve çocukluğunda cami derslerine yalınayak giderdi. Sırf kendi gayretinin hakkı olarak ulaştığı bu yüksek makamdan da bir gün kayığına binmeyip halk ile beraber vapura bindiği için azledilmiştir.

- İstanbul’daki Hürriyet abidesinin altı bir yer altı mescididir. Bu mescide abidenin kapısından girilir. Hürriyet şehitleri bu mescidin mihrap duvarının arkasında meftundur.

- Şehzadelerin sünnet düğünlerinde esnaf kurumlarının kıymetli hediyeler sunması adetti. İstanbul şekercileri de, bir anane olarak, gayet büyük bir gümüş tabla üzerine rengarenk olarak şekerlerden bir çiçek bahçesi, düğünün son günü yapılan büyük esnaf alayonda on kadar tuvana şekerci kalfasının omuzlarında geçirilerek halka gösterilirdi.

- 15. asırda Bursa’da Molla Rüstem ölürken 14 yaşındaki oğluna yüz yıl ömür düşünmüş ve her gününe 100 florin hesap ederek 3 milyon 6 yüzbin florin gibi muazzam bir miras bırakmıştı. Bu çocuk babasından sonra ancak 7 yıl yaşadı. Bütün paralarını yedi ve yalınayak, sefil, bir hamam külhanında öldü.

- Mirasyediliğine misal: Bir gün, bir bağda tavşan yatağı bulunduğunu haber verdiler. 100 florin verdi. 100 florine de bir tazı aldı. Tavşanı ininden çıkarana 100 florin verdi, fakat tazı tavşana saldırmadı. Tazıyı kılıçla ikiye böldü.

- Abdülaziz zamanında Arifaki isminde bir adam “Musavver Medeniyet” isminde bir gazete çıkarmış ve ilk sayfasına Şehzade Yusuf İzzettin Efendi’nin bir resmini koymuş, bu vesile ile valide sultandan ve padişahtan ve saray mensuplarından ikibin altına yakın bahşiş kopartmıştı. Bu hanedandan bir zatın, bir gazeteye basılan ilk resmiydi.

- Kanuni Sultan Süleyman gayet mahir bir kuyumcu idi ve sağ kulağında daima, bir fındık büyüklüğünde ve armut şeklinde çok kıymetli bir inci küpe taşırdı.

- IV. Murat zamanında tütün içmek yasaktı. İçen asılarak idam olunur ve öldükten sonra asıldığı yerde çubuğu ağzına verilerek teşhir edilirdi.

- İstanbul’da ilk kahvehane 16. asır ortalarında Tahtakale’de açıldı. Burada okur yazar ve zarif insanlar toplanır, edebi muşahabeler yapar, satranç oynarlardı. Zamanla bunlar fazlalaştı. Fakat işe müdahale edilerek men edildi.

- 17. asırda İstanbul genişleyince büyük şehir ahlaksızlığı başlamıştı. Bazı kimseler kör cariye ve esir satın alıp dilendirirler, yahut birinin boynuna zincir takıp “borçlu mahsup tur diye merhamet çekerek para toplarlardı. Softalar, eski elbise giyen kadınlar, dilenciler kahyasına rüşvet vererek dilenirlerdi.

- Kanuni’nin sadrazamı İbrahim Paşa’nın adamlarından Alvaryo Griti adında birisi vardı. Bu zat, o zamanki Venedik Cumhuriyetinin elçisi idi. Taksim civarında bir sarayı vardı. Kendisine yazılan resmi evrakta “Beyoğlu” diye yadolunurdu. Beyoğlu semtinin adı buradan gelmektedir.

- 17. asırda arzuhalcilerde inzibat altına alınmıştı. Bunların dürüst, tecrübeli ve devlet emirlerine vakıf kimseler olması şarttı.

- 17. asırda, sarayda padişah odasına beşer yüz dirhemlik iki mumu ve saray odaları için iki yüz dirhemlik ikişer mum verilirdi.

- 18. asır başlarında kasapları hükümet tayin ederdi ve bunları zengin kimselerden seçerlerdi. Bunlar narha göre satarlar ve zararları olursa hükümet kapardı. Zorla kasap yazılan bir zengin Mısır’a kaçmıştı.

- III. Murat zamanında şımarık vaizlerden Şeyh Şuca, maymunlar insanlara benziyor diye başlarına bir şey giymelerine irade aldı ve İstanbul’daki iki yüz maymuna birer kırmızı takke giydirildi.

- Sokaklarda daimi ışık bulunmadığından geceleri sokağa çıkan İstanbul halkı fener kullanırdı. Bunlar camlı veya muşambalı olurdu. Daha evvelleri bu fenerlerdeki mumların adedi de sahibinin mertebesine göre değişirdi.

- Kibritten evvel çubuk yakmak için kav kullanılırdı. Çakmak taşına çelik demirle vurularak çıkarılan şerare ile yakılırdı.

- Küsler, üzerlerine kalın deriler gerili muazzam davullardı. Harp meydanlarında zaferler bunlarla ilan edilir ve yer gök inlerdi ( küslere halk kös derdi).

- Gündelik gazetelerin mevcut olmadığı devirlerde günlük bazı devlet emirleri, ahali tellalları vasıtasıyla toplanarak tebliğ edilirdi. Tellarlar, “komşular, komşular! Bu gece camiye buyurun, tembih var!” diye bağırarak halkı camilere toplarlardı.

- Avrupakari fayton denilen arabalar Türkiye’ye II. Mahmut tarafından girmişti. Evvelce bunlara padişahtan başkası binemezken, padişahın seyahatlerinde yakınları da rahat etsinler diye onlara da müsaade edilmiş ve neden sonra herkes binebilmiştir.

- Bizde müdde-i umumilik (savcılık) ilk defa 1880′de Adliye teşkilatı kanunu ile ihdas edildi. Unvanları “hasmı mansup”tu (yani tayin edilmiş hasım). İki taraf varken 3. şahsın muhakemeye müdahalesini halk ilk zamanlar anlayamamıştı.

- Köprülü Mehmet Paşa vilayetlerle payıtahttaki eşkıya ve zorbaları temizlemek maksadıyla otuzbine yakın insan idam ettirmiştir. Yalnız celladı Zülfikar 4000 kişiyi denize atmıştır. Tarihler, o zamanı ıslah için bu hunharlığı mazur görmektedir.

- Eskiden devletin harici işlerini gören zatın ünvanı Reisilküttab idi. Akif Paşa, resmi yazı lisanını sadeleştiren bir edibimizdi. Namık Kemal, kitabeti Akif Paşa’nın eserlerinden öğrendiğini söylerdi.

- Kanuni’nin sadrazamlarından Semiz Ali Paşa o kadar şişmandı ki, koca imparatorlukta kendisini taşıyabilecek ancak iki at bulunabiliyordu.

- 17. yüzyıl ortalarında İstanbul’da bir “elekçi delisi” vardı. bu deli her gün 3-4 elek telini koparır ve bükerek bir pide gibi iştahla yerdi.

- Hicaz, Türkiye’de bulunduğu müddetçe, I. Dünya Savaşı sonuna kadar, Peygamberimizin markadı üzerindeki kandillerde daima “gül yağı” yakılmıştır.

- IV. Avcı Mehmet, Trakya’da bir köylü çocuğu görmüştü. Bu çocuğun sol bacağı, bir keçi bacağı gibi kıllı idi. Padişah bu çocuğa 100 altın verdi.

- Hanya fatihi Silahtar Yusuf Paşa güzelliği ile meşhur genç bir vezirdi. Çocukluğunda Dalmaçyalı fakir bir çocuk olan Yusuf Paşa, bir kış günü çıplak ayaklarına bir çift eski kundura giydiren kadına, vezir olduktan sonra bu partal kunduraları, içlerine altın doldurarak iade etmiştir.

- Somatra Adası’nın en büyük kilisesinin çanı, eski bir Türk topundan yapılmıştır. Üzerinde II. Selim’in tuğrası vardır. Bu top, Somatra Müslümanlarına yardım için gönderilen Türk topçuları tarafından orada dökülmüş ve üzerine de bu ada Müslümanlarının Türkiye’ye tabiiyet alameti olarak bu padişahın tuğrası konmuştur.

- İstanbul’un kurucusu Konstantin idi. Yaptığı imar ile Fatih 2. kurucusu oldu. Fakat şehir Kanuni Sultan Süleyman zamanında genişledi, ticaret merkezi oldu. Yabancı tüccarlar için Galata’da yeni mahalleler yapıldı. Kasımpaşa, Piyalepaşa mahalleleri kuruldu.

- Bir zamanlar hocalar kavrulup kömür haline geldiği için kahvenin dinen haram olduğuna dair fetvalar verdiler. Tütün aleyhinde ise çoktan fetva verilmişti. Fakat vaizlerle müftüler bile bu yasağa dayanamayarak gizli kahvehanelere arka kapıdan girer oldular.

- Girit’in merkezi Hanya Kalesi’nin fatihi Yusuf Paşa, düşmanları tarafından Sultan İbrahim’e saraya ganimet getirmediği bahanesiyle çekiştirilmişti. Padişah paşayı çağırıp azarladı. Paşa da: “Gerçi hazine sarfeyledik amma düşmanı kahredip bir büyük kale kazandık.” dedi. Fakat padişah onu öldürdü.

- Padişahlar bir yere gidecekleri zaman tülbent ağaları baştaki kayıkta padişahın kavuğunu taşırlar ve geçtiği yerlerde bunu eğmek sureti ile padişah halkı selamlarlardı.

- Üzerinde sahibinin ismi kazılı olan mühür, bilhassa resmi işlerde imza yerine kullanılırdı. Bu usul 1908 senesine kadar devam etmiştir.

- Fatih’in 1454′te ilk yaptırdığı saray (eski saray) şimdiki üniversite yerinde idi. Yeni sarayın (şimdiki Topkapı Sarayı yerinde) inşasına da 1464′te başlandı. Bu sarayın yeri o zaman zeytinlikti.

- Osmanlı tahtı babadan oğula kalırdı. I. Ahmet değiştirip, hükümdarlığın, hanedanın en büyük erkeğine kalması usulünü koymuştu. Bundan sonradır ki Osmanlı şehzadeleri sarayda hususi dairelerde bir nevi mahpus hayatı geçirip cahil ve atıl kalmışlardı.

- Padişah yemek yerken sofrada yemekleri vermek ve değiştirmek kilercibaşı ile çeşnigirbaşının vazifesi idi. Yemek sırasında rikabdar ağa yelpaze ile sinekleri kovardı.

- Kanuni’nin oğlu II. Selim harbe gitmeyen ilk Osmanlı padişahı idi. Zevk ve sefahate düşkündü. Sarhoşken hamamda düşme neticesinde ölmüştü.
- Matbaadan evvel kitaplar el yazmasıyla çoğaltılırdı. Kitap kopyası ile geçinen bir sınıf vardı. Bunlara “hattat” denirdi.

- Osmanlı sarayının buzu, Keşiş (Uludağ) dağından getirilirdi. Hususi kayıkları vardı. Sultanlara ve kadıefendilere günde ikişer okka buz tayin edilmişti.

- Napolyon’un 15 bin kişi ile 20 günde geçebildiği çölü, Yavuz Selim, Mısır fethine giderken 60 bin kişi ile 10 günde geçmişti.

Osmanlı İmparatorluğu ve padişahları hakkında ilginç bilgiler

Osmanlı Padişahları Soyağacı

*Osmanlı Ä°mparatorluÄŸu’nun 36 padiÅŸahı olmuÅŸtur. Bazı padiÅŸahlar ikiÅŸer defa tahta çıktığı için saltanat deÄŸiÅŸikliÄŸi 39′u bulmuÅŸtur. Ä°kiÅŸer defa saltanatta bulunanlar 2. Murat, 2. Mehmet ve 1. Mustafa’dır.

*PadiÅŸahların ilk 8′i “Halife” sıfatını taşımazdı. Ondan sonraki 28′i hem halife, hem padiÅŸah sıfatını taşımışlardır.

*Osmanlı padişahlarının çoğu şairdir. Bazılarının divanı vardır. Şiirlerinde ve divanlarında isimlerinden ayrı olarak lakaplar kullanmışlarıdır. Bunlar:

• 2. MURAD – ‘’MURADİ’’ • FATİH – ‘’AVNİ’’ • 2. BAYEZİD – ‘’ADNİ’’ • 1. AHMED – ‘’BAHTİ’’

• GENÇ OSMAN – ‘’FARİSİ’’ • 4. MURAD – ‘’ MURADİ’’ • 2. MUSTAFA – ‘’İKBALİ’’

• 3. AHMED – ‘’NECİP’’ • 1. MAHMUT – ‘’SEBKATİ’’ • 3. MUSTAFA – ‘’CİHANGİR’’

• 3. SELİM – ‘’İLHAMİ’’ 2. MAHMUD – ‘’ADLİ’’.

*En çok yaÅŸayan hükümdar 78 yaşında ölmüş olan Orhan Gazi’dir. En genç ölen padiÅŸah ise 18 yaşında ÅŸehit edilmiÅŸ 2. Osman (Genç Osman)’dır.

*Tahta çıkış bakımından en yaÅŸlı padiÅŸah 65 yaşında padiÅŸah olan 5. Mehmet, en genci de 7 yaşında çıkan 4. Mehmet’tir.

*Tahtta en uzun kalan padiÅŸah Kanuni’dir. Saltanatı 45 yıl, 11 ay, 7 gün sürmüştür. En kısa saltanat da 5. Murat’ın 93 günden ibaret saltanatıdır.

*Osman Gazi’den Kanuni’ye kadar ilk 10 padiÅŸah ordunun başında, baÅŸkumandan olarak bütün seferlere katılmışlardır. Bu askeri geleneÄŸi ilk bozan 2. Selim (Sarı Selim)’dir. Ondan sonra yalnız 3. Mehmet, 2. Osman, 4. Murat, 4. Mehmet, 2. Mustafa savaÅŸa gitmiÅŸtir. Ötekilerinden bazıları orduyla hareket etmiÅŸlerse de savaÅŸ meydanlarına gitmemiÅŸlerdir. Bu duruma göre fiilen savaÅŸmış olan Osmanlı padiÅŸahları 15′ten ibarettir. Geri kalan 21′i savaÅŸ görmemiÅŸtir.

*Gerileme Devri’nde bazı padiÅŸahlara, savaÅŸa girmedikleri halde ordunun kazandığı zaferlerden dolayı fetva ile “Gazi”lik ünvanı verilmiÅŸtir. Bu padiÅŸahlar sırasıyla ÅŸunlardır: 1. Mahmut, 3. Mustafa, 1. Abdülhamit, 3. Selim, 2. Mahmut, Abdülmecit, 2. Abdülhamit, 5. Mehmet.

*7 PadiÅŸahın ölümü bir süre gizli tutulmuÅŸtur. Bunlardan 1. Mehmet’in ölümü 41 gün, 2. Murat’ın 15 gün, Fatih’in 1 gün, Yavuz’un 9 gün, Kanuni’nin 48 gün, 2. Selim’in 7 gün, 3. Murat’ın 11 gün gizli tutulmuÅŸtur.

*PadiÅŸahlar içinde en çok çocuÄŸu olan 3. Murat’tır. Kız ve erkek çocuklarının toplamda 100-130′u bulduÄŸundan bahsedilir.

Sevgi neydi Ä°smet?

Bir ayak kokusu serüveni Sultanahmet Camii

Tüm dünya milletlerinin (bkz. Dünyada kaç ülke var?) ayak kokusunu aynı anda duyabileceÄŸiniz ve muhteÅŸem mimariye sahip Sultan Ahmet Camii, 1609-1616 yılları arasında sultan I. Ahmet tarafından Ä°stanbul’daki tarihî yarımadada, Mimar Sedefkâr Mehmet AÄŸa’ya yaptırılmıştır.

shoe-bags-mosque-istanbul

Cami Mavi, yeÅŸil ve beyaz renkli Ä°znik çinileriyle bezendiÄŸi için ve yarım kubbeleri ve büyük kubbesinin içi de gene mavi ağırlıklı kalem iÅŸleri ile süslendiÄŸi için Avrupalılarca “Mavi Cami (Blue Mosque)” olarak adlandırılır. Ayasofya’nın 1934 yılında camiden müzeye dönüştürülmesiyle, Ä°stanbul’un ana camii konumuna ulaÅŸmıştır.

blue-mosque-istanbul-6

Kapı girişinde sıraya düzenli kaynak yapan küçük gruplar ve rehberleriyle tatlı münakaşalar yaşayarak cami turunuza küçük heyecanlar katabilirsiniz. Girişteki dandik poşetlere ayakkabılarınızı koyarak diğer turistlerle sizde bu ayak kokusu yarışına ortak olabilirsiniz.

Sultanahmet camii Türkiye’de 6 minaresi olan 3 camiden biridir. DiÄŸer 2 tanesi ise Adana’daki Sabancı Camii ve Mersin’deki MuÄŸdat Camii’dir. Minarelerin sayısı ortaya çıkınca sultan küstahlıkla suçlanmıştır çünkü o zamanlarda, Mekke’deki Kâbe’de de 6 minare bulunmaktadır. Sultan bu problemi Mekkede olan (Mescidi Haram) camiye yedinci minareyi yaptırarak çözer.

Ziyaretinizin kapanışında duyacağınız bir çift sözü belki ömrünüz boyunca unutmayacak hatta rüyalarınızda bile duyacaksınız.. Zira 100lerce kere duyacağınız enfes aksanıyla göz dolduran görevlinin ÅŸu cümlesi sizi adeta New Yorka’a götürüyor.. Doneyşın for dı mosk!..

Dünyada kaç ülke var?

 

dunya-haritasiDünya üzerinde Birleşmiş Milletler’e kayıtlı olan ülke sayısı 193′dür. Dünyadaki ülkelerin büyük çoğunluğu Birleşmiş Milletler’e kayıtlı olmasına rağmen kayıtlı olmayan ülkeler de vardır. Bazı ülkeler ise Birleşmiş Milletler’in varlığını tanımaz ve reddeder.

Dünyadaki ülke sayısı net değildir. Ülkelerin dış politikaları ile bağlantılı olarak ülkelere göre değişiklik gösterir. Birleşmiş Milletler yetkilileri bile yaptıkları açıklamada dünyada kaç ülke olduğunu bilmediklerini söylemişlerdir. Buna sebep olarak ise belli bir ülke tanımının olmayışını gösterirler. Birleşmiş Milletler sadece üyeliğe alacağı ülkelerin kendi kriterlerine uyup uymadığına bakabilir. Bazı ülkelere göre dünyada 190 ülke varken bazılarına göre bu sayı 194′tür. Örnek olarak Amerika Birleşik Devletleri, Tayvan’ı tanımaz (meşruluğunu kabul etmez). Bildiğiniz gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de şu anda Türkiye Cumhuriyeti haricinde hiç bir ülke tarafından tanınmamakta yani ülke olarak görülmemektedir. Bütün bunlarla birlikte kendini ülke olarak tanımlayan tüm milletlerin sayısı yaklaşık olarak 250 adettir.

Dünyadaki ülke sayısı için net bir sayı verilemese de size yardımcı olabilmek için bazı rakamlar hazırladık:
Birleşmiş Milletler’e (UN) üye ülke sayısı: 193
Uluslararası Futbol Federasyonu’na (FIFA) kayıtlı ülke sayısı: 209
Uluslararası Basketbol Federasyonu’na (FIBA) kayıtlı ülke sayısı: 213
Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) kayıtlı ülke sayısı: 194 (Güncelleme: 29.10.2011)
Dünya Ticaret Örgütü’ne (WTO) kayıtlı ülke sayısı: 157
UNICEF’e kayıtlı ülke sayısı: 189 (UNICEF’in aktif olmadığı ülke sayısı: 9)
Dünya Bankası‘na üye ülke sayısı: 185

Facebook Timeline Ne Zaman Geliyor?

Facebook’da profil sayfanızın görünüşünü baÅŸtan aÅŸağı deÄŸiÅŸtireceÄŸi bilinen ve Facebook Timeline olarak adlandırılan yeni Facebook geliÅŸtirmesi kullanıcılarla ne zaman buluÅŸacak?

Facebook, Facebook Timeline adlı yeniliÄŸi tanıttığında oldukça karışık tepkilerle karşılaÅŸtı. Kimileri eski Facebook’un çok daha iÅŸlevsel olduÄŸunu iddia ederken, kimileri bu yeniliÄŸin arkasında durarak en kısa zamanda gerçeÄŸe dönüşmesini beklediklerini belirtti.

Åžu sıralar Facebook’un geliÅŸtiricileri arasında Timeline’ın kullanılabildiÄŸini biliyoruz. Fakat bu, uygulama geliÅŸtiricilerine tanınan özel bir durum ve aslına bakarsanız her kullanıcı bu yenilikten faydalanabiliyor. Tabii bunun için Facebook GeliÅŸtiricleri arasına katılmanız ve Facebook’un profilinize bir uygulama eklemesine izin vermeniz gerekiyor.

EÄŸer bu uygulamayı istemiyorsanız, 24 Ekim tarihini beklemeniz gerekiyor. Zira Facebook, yukarıdaki ekran görüntüsünden de görebileceÄŸiniz gibi, 24 Ekim Pazartesi günü tüm Facebook kullanıcılarının Facebook Timeline’a geçiÅŸ yapacağını belirtiyor.